bursa escort bursa escort bursa escort bayan eskort vip bayan escort görükle escort bayan escort
istanbul escort escort bayan istanbul kadıköy escort nişantaşı escort maltepe escort şirinevler escort
sakarya escort kocaeli escort escort bodrum bodrum escort
canlı bahis siteleri
porno film izle anal porno hd sex izle türkçe porno izle türbanlı porno izle
Bugun...



Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’nda 250 Gazeteci Bir Araya Geldi
Tarih: 26-11-2019 17:13:36 + -


Avrupa Birliği tarafından finanse edilen, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) ve Mülteci Destek Derneği (MUDEM) tarafından düzenlenen “Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları”nın dördüncüsü Ankara’da gerçekleşti. 21 Suriyeli gazeteciyle beraber Türkiye genelinden 250 yerel medya temsilcisinin katıldığı etkinlik, T.C. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Akarca, AB Delegasyonu Başkan Yardımcısı Eleftheria Pertzinidou, SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak’ın açılış konuşmaları

facebook-paylas
Tarih: 26-11-2019 17:13

Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’nda 250 Gazeteci Bir Araya Geldi

Akarca: “Türkiye dünyaya insanlık dersi verdi”
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Akarca, “tanrı misafiri” kavramının sadece Türkçe’de bulunduğuna dikkat çekerek, “Çoğu ülkenin, dünyada 50 tane sığınmacıyı kabul etsem mi etmesem mi diye titizlikle düşündüğü bir dönemde, biz 5 milyon civarında mülteci ve sığınmacıyı ülkemizde ağırlıyoruz. Hakikaten Türkiye Cumhuriyeti olarak, dünyaya bir insanlık dersi verdiğimizi düşünüyorum” dedi. Türkiye’ye geçmişte de sığınan ünlü kişiler olduğunu anımsatan Akarca, “İsveç Kralı Şarl, Azerbaycan’ın kurucusu Mehmet Emin Resulzade, Macar bağımsızlık hareketinin simgesi II. Ferenc Rakoczi, İranlı Cemaleddin Afgani ve Avusturyalı Mimar Clemens Holzmeister”i bu kişilere örnek olarak gösterdi.  
Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye 6 milyar euroluk yardımını anımsatan Mehmet Akarca, “Türkiye sağlık, eğitim, barınma, giyim kuşam anlamında sığınmacılara elinden gelen gayreti gösteriyor. O çocukların eğitimi konusunda çok büyük gayretler var. Bugüne kadar ihmal edilen konu; basının organize edilmesi, basının bilgilendirilmesi. Basına yönelik bir faaliyet yokmuş. 2 sene kadar önce SGDD bu çalışmayı başlattı. Gazetecilerden aldığım bilgi toplantıların çok faydalı olduğu yönünde. Gazeteciler, pek çok konuda bilmedikleri pek çok şeyi öğreniyorlar. SGDD yönetiminin böyle güzel bir fikri uygulamaya koymasını takdirle karşılıyorum” dedi.
 
Kavlak: “Mültecilerin toplumumuzla ve yerel halkla olan uyumunun tesisinde, basın mensuplarına büyük rol düşmektedir”
SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak, Ankara, Van, İzmir ve yine Ankara’da düzenlenen 4 farklı Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’nda, 41 farklı şehirden 750 basın mensubunu bir araya getirdiklerini söyledi. İbrahim Vurgun Kavlak, Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’nın faydalarını gördükçe, daha fazla basın mensubuna ulaşmanın en büyük amaçları olduğunu söyledi.
Mültecilerin yerel halkla uyumunun sağlanmasında basın mensuplarına büyük rol düştüğünü vurgulayan İbrahim Vurgun Kavlak, “Yerelin nabzını en iyi bilen ve yaygın medyada gördüğümüz haberlerin birçoğunun asıl mimarı yerel basın mensupları, meslekleri ile kamuoyunun algısının oluşmasında çok büyük bir öneme sahiptir” dedi.
Türkiye’nin göçü yönetmek için yüksek standartlarda kanuni düzenlemeler yaptığını anımsatan Kavlak, “Haberlerde kullanılan dil, konuyla ilgili doğru terminolojiye hakimiyet gibi konular, ülkemizin dünyada örnek olan çalışmalarına büyük katkılar sağlayabilecek güçtedir. Konu ile ilgili çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kurumlarının, basın mensuplarımızı güncel gelişmeler ile ilgili ortak çalışma yürütmesi ve birlikte kurulacak iletişim, kuşkusuz ülkemizin ve ülkemize sığınan kişilerin lehine olacaktır” şeklinde konuştu.
Pertzinidou: “AB, Suriye krizinin başlangıcından beri Türkiye’yi mülteci akını konusundaki önemli çabasında desteklemiştir”
AB Delegasyonu Başkan Yardımcısı Eleftheria Pertzinidou, Medya ve Mülteciler Basın Buluşmalarında gazetecilerin bir araya getirilmesinin olumlu etkilerine değinerek, buluşmalarda AB’nin desteğinin öneminin arttığını gözlemlediklerini söyledi. Pertzinidou, Türkiye’nin ve Türk halkının Suriyeli mültecilerle gösterdiği dayanışmanın da Dünya’ya örnek bir durum oluşturduğunun altını çizdi.
Pertzinidou, “AB, Suriye krizinin başlangıcından beri Türkiye’yi mülteci akını konusundaki önemli çabasında desteklemiştir. AB bu konuda ciddi miktarda finansal destek vermek suretiyle hem mültecilerin hem de ev sahibi topluluğun imkanlarını geliştirmek niyetindedir” şeklinde konuştu. Genel olarak göçten ve gazetecilerin bu konuda nasıl pozitif rol alabileceğinden bahsetmek istediğini dile getiren Pertzinidou, “İnsanlar kendileri ve çocukları için daha iyi bir gelecek için ya da savaştan, zulümden kaçmak için göç ederler. İnsan hareketliliği son yıllarda zorlu bir sürece girmiştir ve küresel bir çözüm gerektirmektedir. Suriye’deki çatışma milyonlarca insanı yerinden etti ve Suriyelilerin özellikle komşu ülkelere ve AB ülkelerine hareketliliğine neden oldu. Bu anlamda politika yapıcılar, gazeteciler ve sokaktaki insan olarak mültecilik konusunda ne biliyoruz diye kendimize sormamız lazım. Basın mensuplarının burada çok önemli bir rolü ortaya çıkıyor. Bu rol sözcüklerin ve çekilen fotoğrafların gücü. Yapılan haberler insanların algılarını şekillendiriyor. Gazeteciler yaptıkları işle göçün insani boyutunu dile getiriyor” dedi.
 
Libor Chlad: “Kimse bu kadar büyük bir kriz beklemiyordu”
 
AB Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Libor Chlad, göç konusunda Türkiye ve AB iş birliğini anlattığı konuşmasında, Türkiye’deki mülteciler için sağlanan olanaklarla ilgili yaptıkları çalışmaları aktardı. Chlad, “Olanak olarak adlandırdığımız aslında fon; yani finansal destek. Ancak telaffuz edildiği gibi basit değil, içerisinde pek çok unsuru barındırıyor. Olanaklar, Türkiye ve AB arasında mülteci krizine yardımcı olmak için Mart 2016’da bir anlaşmayla ortaya çıktı. Bu anlaşma 6 milyar avroluk ciddi bir rakam. Olanaklar farklı finansal kaynaklardan desteklenen ortak bir mekanizma. Dünyanın farklı yerlerindeki göç yönetimine destek olmak için de aynı ortak mekanizma var” şeklinde konuştu. 
Suriye krizi başladığında, bu kadar büyük bir krizin beklenmediğine işaret eden Chlad, “İşin özünde mültecilerin ihtiyaçlarının hızlı bir biçimde karşılanması ve insani müdahale vardı, fonun ikinci yarısında hızdan ziyade, daha yüksek hedeflere odaklanıyoruz. Daha yapılandırılmış, daha üst nitelikli destek vermeye odaklanıyoruz” ifadelerini kullandı. Chlad, “Türkiye’deki mülteci durumuna ilişkin olarak AB’nin bağlılığı umut vadediyor. Onları kendi ülkenizde tüm cömertliğinizle misafir ediyorsunuz. AB’nin de bu konuda destek olmada bir taahhütü var. Türkiye en yüksek sayıda mülteciye ev sahipliği yapıyor. AB-Türkiye ortaklığının kalitesini derinleştirmemiz gerekiyor” dedi. 
Mültecilerin çoğunluğunun kadın olduğunu, mültecilerin yüzde 60’ının 34 yaşın altında olduğunu anlatan Chlad, “4 yılı aşkın süredir Türkiye’deler ama ne yazık ki çoğunluğu hiç Türkçe bilmiyor” dedi. Chlad sunumda Avrupa Birliği’nin sağlık, altyapı ve eğitim alanında yaptığı destekleri de anlattı.
 
Furtun: “Türkiye hedef ülke haline geldi”
 
MUDEM Genel Koordinatörü Safa Karataş’ın moderatörlüğünü yaptığı “Mültecilere Yönelik Yapılan Çalışmalar” konulu oturumda “Mültecilere Yönelik Uyum Faaliyetleri”ni T.C. İçişleri Bakanlığı Göç idaresi Genel Müdürlüğü Göç Uzmanı Gamze Furtun anlattı. Furtun, göç konusunun 21. yüzyılda çok önemli bir konu olduğunu, dünyadaki göçmen sayısının 258 milyon olduğunu söyledi. Furtun, yerinden edilen kişi sayısının 2018’de 70 milyon olduğunu, bu yıl bu sayının artmış olabileceğini vurguladı. 6,7 milyon kişi ile Suriye’nin en çok mülteci çıkaran ülke olduğunu anlatan Furtun, Suriye’yi Afganistan ve Güney Sudan’ın takip ettiğini kaydetti. 4 milyon mülteci ile en çok mülteci barındıran ülke sıralamasında Türkiye’nin ipi göğüslediğini belirten Furtun, “Türkiye, geçiş aşamasındayken, hedef ülke haline geldi” dedi. 
Türkiye’de 1 milyonu aşkın “ikamet izinli yabancı”nın olduğunu anlatan Furtun, “2018’de 800 binlerde ikamet izinli yabancı vardı. İlk sırada 104 bin sayısı ile Iraklılar yer alıyor. Aynı zamanda ikamet izni olan Suriyeliler ise 99 bin. Türkmenistan, Azerbaycan ve İran da sıralamada yerini alıyor” diye konuştu. Furtun, Göç İdaresi olarak uyum konusunda faaliyetleri ile ilgili bilgi verdi.
 
İskender: “Çocukları okula çekmek için büyük gayret gösteriyoruz”
 
“Mültecilerin Eğitime Kazandırılması” alanında bilgi veren T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Göç ve Acil Durum Eğitim Daire Başkanlığı Şube Müdürü Selami İskender, 4.7 milyon yabancıdan yüzde 27.69’unun 5 ila 17 yaşlarındaki eğitim çağındaki nüfustan oluştuğunu söyledi. 684 bin öğrencinin Türk eğitimin sistemine girişinin sağlandığını belirten Selami İskender, çocukları okula çekmek için büyük bir gayretle çalıştıklarını vurguladı. 
Eğitim çağındaki nüfusun 1 milyon 82 bin olduğunu anlatan İskender, okullaştırabildikleri öğrenci sayısının 680 binlerde olduğunu söyledi ve 400 bin öğrencinin kayıp olduğuna dikkat çekti. Kayıp olarak nitelendirdiği öğrencileri Millî Eğitim Bakanlığı olarak okullaştırmak istediklerini kaydeden ve bu konuda medyanın katkısını da beklediklerini altını çizen İskender, “Bu çocuklarla nerede karşılaşıyoruz? Sanayide sokaklarda okullarda denk geliyoruz. Ankara’nın her yerinde denk gelebiliyoruz. Neden okula gitmediğini sorduğumuzda, ‘geçim sıkıntısından’ diyor” şeklinde konuştu. Halk Eğitim Merkezi kurslarına katılan kişi sayısının da 770 bin 754 kişi olduğunu belirten İskender, kursiyerlerin yüzde 61,56’sının kadın olduğunu kaydetti. 
 
Yücel: “Gençlerin kayıp nesil olmaması için çalışıyoruz” 
 
“Mültecilerin Spora Yönlendirilmesi” konusunda konuşan T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik ve Spor Uzmanı Serkan Yücel, 1.7 milyon 18 yaş altı Suriyeliye dikkat çekerek, gençlerin kayıp nesil olmaması için bakanlık olarak ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti.
“Türkiye’de bulunan mülteci gençlerin spor yapmaması için hiçbir engel yok. Uyruğuna bakılmaksızın tesislerimizden her genç faydalanabiliyor. Spor kulüplerine de kayıt olabiliyorlar. Ancak; temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çocuğu spora yönlendiremiyoruz. Dolayısıyla, diğer bakanlıkların mülteci gençlerin spora yönlendirilmesi konusundaki katkıları da çok önemli” şeklinde konuştu.
Kısa adı ORF olan “Geçici ve Uluslararası Koruma Altındaki Bireyler ve Ev Sahibi Toplum için Spor ile Sosyal Uyumu Güçlendirme Projesi”ne değinen Yücel, UNHCR, Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi ve SGDD ortaklığı ile 8-18 yaş grubu aralığındaki çocuklara yönelik spor kursları aracılığıyla sosyal uyumu güçlendirmeyi ve toplumlar arası oluşabilecek sosyal gerilimi azaltmayı hedeflediklerini söyledi.
 
Ünal: “En büyük ortaklarımızdan biri basın kuruluşları”
 
“Medyada Mültecilerin Korunma ve İhtiyaçlarına Dayalı Temsili” oturumunda konuşan UNHCR Türkiye Dış İlişkiler Sorumlusu ve Sözcüsü Selin Ünal, günümüz dünyasının en büyük insani trajedisi olarak tanımlanan Suriye krizinin en çok Türkiye’yi etkilediğini söyledi. 
Mültecilerin %86’sına gelişmiş ülkelerden ziyade gelişmekte olan ülkelerin ev sahipliği yaptığını belirten Ünal, “Mültecilik tek bir gerçekle sonlanabilir. Politik bir çözüm bulunması lazımdır. Yani; onları yerlerinden eden durumun ortadan kalkması gerekir. Bu ne demek, savaşların bir şekilde sonlanması” şeklinde konuştu.
Uyum konusunda UNHCR olarak sürdürdükleri faaliyetleri anlatan Selin Ünal, “Halkımızın algısı ve yönetimi çok önemli bu bağlamda. Buradaki en büyük ortağımız siz basın mensupları oluyor. Sizin yaptığınız haberlerle algılar ve hatıralar oluşuyor.  Bir haber yaptığınızda o grup hakkında bir algı veriyorsunuz. Düşünce yapısını geliştirmede, doğruyu vermede, yanlış bilginin önünü kesmede en büyük ortaklarımızdan biri de basın kuruluşları oluyor” dedi. Kavram karmaşası olduğunu belirten Selin Ünal, haberlerde Suriyelilerin göçmen olarak tanımlanmaması gerektiğini vurguladı ve haberleri yaparken kelime seçimlerinin önemine dikkat çekti.
 
 
Hosta: “Her çocuğun her türlü hakkı için çalışıyoruz”
 
Göç, Mülteciler, Çocuklar ve Medya konusunda konuşan UNICEF Türkiye İletişim Bölüm Başkanı Sema Hosta, “UNICEF çocuklar, gençler ve kadınlar için çalışıyor. 190’dan fazla ülkede çocukların sağlık ve beslenme, eğitim, acil yardım, korunma, temiz su ve güvenli ortamlarda yaşama hakları için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ülkemizde uyruğu fark etmeksizin, hakkaniyet çerçevesinde her çocuğun her türlü hakkı için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
“İnsan hakları eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkelerini şekillendirir. İnsan hakları saydamlık, hesap verilebilirlik ve hukukun üstünlüğüne saygıyı şekillendirir” diyerek BM İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıfta bulunan Hosta, “Çocukların özel haklara ihtiyacı vardır. Çünkü; çocuk da bireydir. Devletin eylemleri ya da eylemsizliği en çok ve ilk olarak çocukları etkiler. Annenin, babanın yaptıkları en çok ve en önce çocukları etkiler” ifadelerini kullandı. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30. Yılı olduğunu hatırlatan Hosta, sözleşmedeki medya ile alakalı maddelere atıfta bulunarak, çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüş bildirme hakları olduğunun, ifade ve bilgi edinme özgürlüklerine dair maddelerin unutulmaması gerektiğinin altını çizdi. Medya mensuplarına seslenen Hosta “Lütfen bu maddelerin hepsini ezberleyin. Her haberinizde bu maddeleri hatırlayın” şeklinde konuştu. 
  
Mültecilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar, Doğru Terminoloji
 
“Mültecilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar ve Doğru Terminoloji” oturumuyla başlayan toplantıların ikinci gününde, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak, uluslararası terminolojide ve Türkiye'nin kendi mevzuatı çerçevesinde tanımlamış kavramların ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturdu. Haber yapılırken ve günlük dilde çok farklı kullanımlarla karşılaşıldığına dikkat çeken Kavlak, doğru terminoloji kullanımının önemini hatırlattı. Kavlak; sığınmacı, mülteci, göçmen, kaçak göçmen gibi kavramların aynı haber içerisinde bir arada kullanılmasının, yanlışlıklara yol açabildiğini söyledi.
SGDD Genel Koordinatörü Kavlak, 2. Dünya Savaşı sonrasındaki göç hareketleriyle birlikte ortaya çıkan ihtiyaç neticesinde, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve sonrasındaki kanun süreçlerindeki statü farklılıkları hakkında bilgi verdi. Uluslararası ve ulusal mevzuatlardaki mülteci, şartlı mülteci, geçici koruma, uluslararası koruma, sığınmacı, göçmen, düzensiz göçmen gibi tanımların ne anlama geldiğini anlatan Kavlak, “Uluslararası terminolojiye göre ilk gelen kişiye sığınmacı ve belirlenen 5 kriter karşılanırsa mülteci deniliyor. Türkiye açısından ise Suriyeliler dışında yeni gelen bir kişiye uluslararası koruma başvuru sahibi, eğer 5 kritere dayalı sebepleri var ise şartlı mülteci deniliyor. Suriyeliler için ise, geçici koruma altındaki Suriyeliler deniliyor. Yine Türkiye'ye giriş ya da çıkış yapan ya da vize ihlali gibi durumlara maruz kalmış olan veya yakalanmış olan kişilere de genelde düzensiz göçmen nitelendirilmesi yapılmakta” şeklinde ifade etti. 
 
Aral: “Artık göç değil, barış yollarında yürüyelim; çünkü barışa ihtiyacımız var”
 
“Deneyimlerle Göç” oturumunda konuşan Gazeteci / Belgesel ve Film Yapımcısı Coşkun Aral, “Artık göç değil, barış yollarında yürüyelim çünkü; savaşa ihtiyacımız yok, barışa ihtiyacımız var, mutluluğa ihtiyacımız var” diyerek başladığı konuşmasında, dünyada mültecilerin bulunduğu ülkelerden örnekler verdi. Lübnan’da yaşanan 15 yıllık savaşa değinen Coşkun Aral, “Lübnan’ı mülteciler karıştırdı. Lübnan Filistin sorunu başlayınca Filistinlileri aldı, kimlik verme gereği bile duymadı. ‘Filistinlileri kendimiz yönlendiririz’ dediler. 1975 yılında Lübnan 15 yıl süren savaşın içine girdi. Bugün milyonlarca rakamı bulan mültecilik ve göç de çok ciddiye alınması gereken bir olay. Es geçilecek bir olay değildir” diye konuştu.
Coşkun Aral, Pakistan, Afganistan, Filipinler’in yanı sıra 2. Dünya Savaşı’nda da yaşanan mültecilik olayları ile bugün Orta Amerika’da, ABD dışındaki coğrafyalarda ve Uzak Doğu’daki örneklere değinen Coşkun Aral, dünyada yaşananlara da bakmanın önemini vurguladı. 
Aral, “Bir sabah kalktığımızda bizler de mülteci olabiliriz. 15 Temmuz’u hazırlayanlar başarılı olsaydı bizler de mülteci olabilirdik” dedi.
Mültecilerle ilgili kısa vadelinin yanı sıra uzun vadeli politikaların da hazırlanması gerektiğini vurgulayan Coşkun Aral, sosyal uyumun önemine dikkat çekti. Aral, “Şu anda içinde bulunduğumuz basın buluşmaları gibi benzeri ortamları bütün ülke genelinde yapmalıyız. Özellikle kaderleri ailelerinin buraya göçmesiyle değişen Suriyeli çocuklar çok önemli. Farklı bir kültür içerisinde hem kendi kültürlerini muhafaza etmek hem yeni bir kimlik kazanıp bu ülkenin koşullarıyla yaşamalarına hazırlanmaları lazım. ‘Geri dönecekler’ düşüncesini bırakalım. Geri de dönebilirler. İnşallah Suriye’de çok güzel bir yönetim ve gerçek anlamda demokrasi gelir. Suriye halkı hak ettiği güzel, mutlu hayatı yaşar. Ancak ben pesimist tarafıyla olaya bakıyorum. Onlar hiç geri dönemeyecekmiş gibi politikalar belirlemek lazım. Gençlerin ve çocukların buraya adaptasyonlarını sağlamalıyız. Bizim zenginliğimize ilave bir zenginlik katacak şekilde eğitilmeleri gerekiyor” dedi.
Coşkun Aral, ortak akıl oluşturulmasına imkan sağlayan “Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları”nı çok beğendiğini dile getirdi ve “hem yerel, hem ulusal basından gazeteci meslektaşlarım, uluslararası alanda şu anda çok ciddi deneyimleri olan meslektaşların burada” şeklinde konuştu. 
 
Çetin: “Türkiye’de yerel medyanın önemi yeni fark ediliyor”
 
Haber Global Ankara Temsilcisi Faruk Demirel’in moderatörlüğünü yaptığı “Medyada Göç ve Mültecilerin Yeri” konulu oturumda konuşan Habertürk Yazarı Çetiner Çetin, 2011 yılında başlayan Suriye krizinden bugüne gelinen noktayı değerlendirdi. Bireysel olarak mülteci kriziyle 1991 yılında Irak’tan Hakkari’ye bir gecede binlerce kişinin gelmesiyle tanıştığını anlatan Çetiner Çetin, “Maalesef Türkiye’de yerel medyanın önemi henüz yeni yeni fark ediliyor. Bunu Suriye meselesi ile yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. İstanbul’daki bir Suriyelinin, Pakistanlının ya da bir Afgan’ın yaşadığı ya da yaptığı herhangi bir suç – olay, bir anda Trabzon’da da, Van’da da Şanlıurfa’da da çok ciddi tartışmalarla karşımıza çıkıyor” dedi. Çetin, Türkiye’deki mültecilerin sadece Suriyelilerle sınırlı olmadığını, Pakistan Afganistan ve Orta Asya’dan gelen çok sayıda mülteci olduğuna dikkat çekti. 
Çetin, “Biz her ne kadar Suriye’de işler normalleşirse bunların birer ikişer gideceğini, belki on binlerle yüzbinlerle geri dönüş yapabileceğini öngörsek de, sonuç itibariyle Tükiye’ye gelen insanların çok büyük bölümü Türkiye’de kalacaktır. 4 milyon nüfusun en az 3.5 milyonu Türkiye’de kalmaya devam edecektir” şeklinde konuştu.
 
Özel: “Fotoğraf medyanın en güçlü olduğu alandır; çünkü inkar edilemez bir belgedir”
 
Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel, 1991’deki göç hareketinin de arşivlerinde bulunduğunu; ancak 35 yıldır düzenledikleri “Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması”na 2011’den sonraki süreçte ‘göç ve mülteci’ konulu fotoğrafların damga vurduğunu söyledi. Rıza Özel, Foto Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği fotoğraf yarışmasına son 10 yılda çok farklı coğrafyalardan göç fotoğraflarıyla başvurulduğunu ve göç hikayesi fotoğraflarının en çok ödül alan fotoğraflar olduğunu söyledi. Özel, “Fotoğraf medyanın en güçlü olduğu alandır; çünkü inkâr edilemez bir belgedir. Foto muhabirlerine de tarihin tanıkları denmesinin sebebi budur. Bizlere ‘tanık’ ifadesini kazandıran da aslında, kamuoyu yaratma gücümüzdür” şeklinde konuştu. “Günümüzde neredeyse herkesin sosyal medya hesabı var; ancak profillerde yer alan fotoğrafların etkisi, takipçi sayısı kadar. Oysa gazetede yayınlanan bir fotoğraf, internet medyası ve televizyonlarda da yer aldığında milyonlara etki ediyor” ifadelerini kullandı. Göç konulu fotoğrafların kamuoyu yaratmadaki etkilerinin sebebinin göçün ekonomik ve sosyal yapıda yarattığı değişimle olduğunu söyleyen Özel, “Sadece Türkiye’de değil, son yıllarda Dünya’da da en çok göç konulu fotoğraflar ödül alıyor” şeklinde konuştu.  
 
Polatel: “Bir haber görüntüsü devletlerin savaş ya da barış kararı vermelerine neden olabiliyor”
 
Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı Aytekin Polatel, “dünyanın en sıcak bölgesinde haber yapan insanlarız” ifadeleriyle başladığı konuşmasında “Burada yapılan en uzun ya da en kısa bir haber görüntüsü devletlerin savaş ya da barış kararı vermelerine neden olabiliyor” şeklinde konuştu. Polatel, “Bölgede görev yaparken çektiğimiz her bir görüntü, sadece Türk kamuoyu için değil, Dünya kamuoyu için de çok önemli.” dedi. Polatel, 2015 yılında sığınmacı haberleri içerisinde ‘Aylan Bebek’ haberinin tepe noktasına ulaştığını hatırlatarak, o dönemde dernek olarak mültecilikle ilgili iletişim fakültesinde okuyan gençlerin bakış açısını merak ettiklerini ifade etti. 74 iletişim fakültesindeki 15 bin öğrencinin ileride mesleği nasıl yapacaklarına ilişkin veri elde etmek için, mülteci sorununa yaklaşımları konusunda yarışma düzenlediklerini söyleyen Polatel, “2015 yılında gençlerin haberlerde çoğunlukla göç hikayelerini işlediklerini gözlemledik, bizi bu haberlerde sevindiren nokta; gençlerin ırkçılık, milliyetçilik içeren haberler yapmadıklarını görmekti” dedi.
Ünver: “İnsanlığın geldiği noktada hedeflenilenlere değil, hedeflerin tersine gidiliyor”
“Yerel Medyada Göç ve Mültecilerin Yeri” konulu panelin oturumunun moderatörlüğünü yapan Milliyet Gazetesi Yazarı Ömür Ünver; teknolojideki gelişmeler nedeniyle tanımlamaların da değiştiğine dikkat çekerek iletişim bilimcilerin yerel medya sınıflandırmasını yeniden ele alması gerektiğini söyledi. Ünver, çevre konusuyla birlikte ‘göç ve mülteciler’ konusunun gündemin en üst sıralarında olduğunu söyledi ve 60 milyondan fazla insanın Dünya’da hareket halinde olduğunu hatırlatarak, ‘göç ve mülteciler’ başlığının en üst sıralarda olması gerektiğini vurguladı. Ünver, “Küreselleşmenin amaçları için uluslararası camia yola çıkarken, BM, NATO, AB kurulurken amaç sınırların kaldırılmasıydı, insanlar arasındaki ayrımın azaltılmasıydı. Şimdi gelinen noktada, bütün Dünya’da herkes duvarlar örüyor. Yani; insanlığın geldiği noktada hedeflenilenlere değil, tersine gidiliyor” şeklinde konuştu. 
 
Özsoy: “Sığınmacı ve mülteciler konusunda ensar zihniyete sahip bir milletiz”
 
Doğu Anadolu Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Feridun Fazıl Özsoy, “Göç küresel bir sorun. Doğu Anadolu’nun herhangi bir ilinde yaşanan göç olayı basına yansırken, Dünya’nın herhangi bir köşesinde yaşayan insanlara da haber ulaşıyor. Dünyayı küçük bir köy kabul edersek, bu küçük köyde herkes bir sorun olduğunda, sorunla anında tanışabilmekte; fakat yaşanan bu şekilde değil maalesef. Örneğin Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu göç olayıyla çok erken tanışırken, yerel ve ulusal medya tanışabildi mi, sayfalarında yeterince yer verebildi mi? Yer verilebildiyse, Dünya’nın ilgisini ne kadar çekti?” ifadelerinde bulundu. Sığınmacı ve mültecilerin başka bir ülkeye gittiklerinde karşılaştıkları zorlukları da sorgulamak lazım diyen Özsoy, Türkiye’deki durum için “Ensar zihniyetine sahip bir milletiz. Bu sebeple sığınmacı ve mültecilere olumlu yaklaşımlarımız var; ancak bu durum basına bu şekilde yansımıyor” şeklinde konuştu. 
Özsoy, basına yansıyan ve yansımayan durumları değerlendirdi ve “Basında yer alan haberlerde, sığınmacıları sokaklarda, çocukları kucağında dilenen insanlar olarak görüyoruz maalesef. Halbuki bu kişiler sadece ışıklarda, kaldırımlarda dilenen insanlar değil. Çoğu sokakta değil, yaşadıkları kentlerde yaptıkları işlerle ülke ekonomisine ne kattıklarını daha çok düşünmeliyiz. Türkiye elinden geleni yapıyor. Basına bunlar da yansımalı” şeklinde konuştu. “Türkiye içinde bulunduğu durumu Dünya’ya çok iyi anlatmalı. Bunu anlatmanın yolu da basın yayın organlarıdır” ifadelerine yer veren Özsoy, “Türkiye’deki milyonlarca mülteci konusunda Merkel Türkiye’ye tekrar yardım edilmesi gerektiğini söylerken çok haklıydı. Ulusal ve yerel basın yayın organlarımızda mülteci sorununu yeterince işleyemiyoruz. Dünya’ya gerekli duyuruyu yapamıyoruz” dedi.
 
Çelik: “Bölgede göçün bir parçasıyız”
 
Güney Doğu Anadolu Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Çelik, “Geçmişte Irak’tan gelenler, ardından Suriye’den gelenler ve aynı zamanda köylerin boşalması neticesinde iç göçle, bölgede göçün bir parçasıyız” şeklinde konuştu. Ülkemize göç edenlerin neden göç ettiklerini gazeteci olarak irdelememiz gerek diyen Çelik, “Suriyeli kardeşlerimizle ilgili yerel ve yaygın anlamda haber yaparken dikkat edelim, ötekileştirmeyelim. Türkiye’ye tatil yapmaya gelmediler, isteyerek gelmediler. Yaptığımız bir haber onlara karşı içerikli olmamalı. Yaptığımız en ufak bir haber, maalesef büyük olaylara sebep olabiliyor. Yapıcı haberler yapalım” şeklinde konuştu. 
 
Özdemir: “Internet yasası bir an önce çıkartılmalı. Şu anda orada vahşi ve boş bir alan var”
 
Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı Sefa Özdemir, sosyal medya konusuna değindi ve bu konuda ayrı bir başlık açmak gerektiğini söyledi. Özdemir, “Internet yasası bir an önce çıkartılmalı. Şu anda orada vahşi ve boş bir alan var. Internet haberciliği, hem görsel hem de yazılı basının önüne geçmiş durumda. Kontrol edilemediği için isteyen istediğini yazabilir noktasına geldi” ifadelerini kullandı. Özdemir, basın organlarının sorunlarına dikkat çekerek “Sorunların çözümü için mültecilerle ilgili yapılan haberler konusunda bizlerden destek bekleniyor. Elbette destek olmaya çalışıyoruz; ancak bizlerin de sorunlarına çözüm getirilmesi lazım. Haberleri yapabilmemiz için gerekli imkanların sağlanması lazım. Keşke kulaktan dolma haberler yerine araştırmacı gazetecilik yapacak imkanlar olsa” şeklinde konuştu.
 
Daghistani: “Haber yaparken doğruluğundan emin olmak gerekiyor”
 
Medya ve Mülteciler Basın Buluşmalarının son günü, “Suriyeli Gazetecilerin Gözünden Türkiye” başlıklı oturum ile başladı. Radyo Evi Derneği Başkanı Yusuf Erbaş’ın yönettiği oturumda söz alan Suriye TV Genel Yayın Yönetmeni Malik Daghistani, Türkiye’de olduğu süre boyunca yaşadıkları üzerinden örnekler verdi. Türkiye’de haber yaparken, bir Suriyeli hakkında bir haber gördüklerinde o konuyu yayınlamadan önce olayın doğruluğu noktasında emin olmak için beklediklerini ifade eden Malik Daghistani, “Haberlerimizi yazarken dikkatli olmamız gerekiyor. Haber yazmak istediğiniz zaman, olayları aktarırken konuları nasıl ele alacağınıza çok dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle sosyal medya üzerinden aldığımız haberler konusunda. Sosyal medyada gördüğümüz her habere inanmamalıyız. Gerçekçiliği konusunda emin olmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.
 
Erbaş: “Haber yayınlanmadan başka kaynaklara da danışılmalı”
 
Konuşmanın arasında söz alan Yusuf Erbaş, “Malik Bey’in anlattığı gibi negatif haber çok kolay dağılıyor. Bizde ‘Çamur at, izi kalsın’ diye bir söz vardır. Hakikaten öyle oluyor. Burada hem istihbaratın hem de stratejik politikaların yanlış yönlendirmeleri söz konusu. Dünyaya bir yalan haber servis ağı var. Demek ki özellikle Suriye ilgili haberlerde yapılması gereken, bir haberi yapmadan önce bu durumu başka resmi kaynaklara da danışarak bilgi almak ve o haberin yönlendirmesini o şekilde sağlamak” şeklinde bir değerlendirmede bulundu.
Terminoloji oturumunda terimlerden bahsederken “Mülteci” kelimesinin anlamının sorulduğunu hatırlatan Daghistani, “Mülteci olan benim. Ben burada parçalanmış vaziyetteyim ve birçok arkadaşım da burada aynı şekilde, aynı duyguları yaşamaktalar. Geçici barınma merkezlerinin kapatılmasıyla alakalı olarak oturumlardan birinde bir soru soruldu. Ben bu konuda bir mülteci olarak hissettiklerimi burada aktarmaya çalışıyorum. Topluca hareket etmek zorunda olmak kadar kötü bir şey yok” ifadelerini kullandı.
 
Allaz: “Bu buluşmalar yalan haberlere çözüm bulmamız konusunda önemli”
 
Daghistani’den sonra söz alan Suriye TV Spikeri Aslan Allaz ise konulara daha pozitif yaklaşmak gerektiğini belirtti. Türkiye'de yaşayan bir gazeteci olarak, bütün değerlerini Suriye'de bıraktığının altını çizen Aslan Allaz, “Biz burada yaşadığımız sürece buradaki Suriyeli vatandaşlara yönelik yayın yapmaya devam edeceğiz. Olumsuzluklardan çok olumlu şeyleri yayınlamaya çalışıyoruz. Haberleri yazarken dikkatli olmaya çalışıyoruz. Daha çok objektif bir gözle habere bakmamız gerekiyor. Burada hep birlikteyiz ve bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bazı yalan haberlere karşı nasıl bir tutum sergilememiz gerektiği konusunda bu tür buluşmalarla yanıt buluyoruz. Onun için bu tür buluşmalar çok önemli” dedi.
 
Dahdouh: “Türkiye’ye katkı sağlayan insanlarımız da var”
 
Allaz’ın ardından Türkiye’deki basının daha rahat olduğunu dile getiren TV Sunucusu Liana Dahdouh, “Buraya geldiğimde insanların tercih yapabildiklerini gördüm. Suriyeli gazeteciler olarak biz burada kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ve bundan dolayı gurur duyuyoruz. Türkiye’yi çok seviyoruz. Geçici bir süre sonra bizlere dönecekmişiz gibi bakmayın lütfen. Zira bizim çalışan insanlarımız var. Buraya katkıda bulunan insanlarımız var. Türkiye’de buranın ekonomisine emin olabilirsiniz ki sermaye olarak da çok şey katacak birçok vatandaşımız var. Bu kişilerin hakikaten pozitif katkıları söz konusu. Bu noktayı atlamamak gerekiyor. Burada olduğum için çok mutluyum ve size çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
 
Karataş: “2-3 yılda toplamda 2 bin 250 gazeteci ile bir araya geldik”
 
Buluşmaların kapanış ve değerlendirme konuşmasını ise MUDEM Genel Koordinatörü Safa Karataş gerçekleştirdi. Bu buluşmaların en önemli yararının kurulacak olan dostluklar ve tanışıklıklar olduğunu belirten Safa Karataş, “Bu yıl içerisinde 750 gazeteci arkadaşımız ile bir araya gelmişiz. SGDD ve MUDEM iş birliğinde 2-3 yıl süren çalışmalarımız sonunda toplamda ise 2 bin 250 civarında gazeteci ile bir araya gelmişiz. Türkiye'de el sıkışmadığımız yerel basın mensubu kalmadı gibi. Bizim için bu çok kıymetli bir şey” ifadesini kullandı.



Kaynak: HABER MERKEZİ



Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MERSİN Haberleri

YUKARI