28 Ocak 2023

SOHBET KÖŞESİ: ANILARDA YAŞAMAK: DOĞDUĞUM 1945 – 1950 YILLARINDA ÜLKEMİZİN VE DOĞDUĞUM YERLERİN MANZARALARI

Ben 1945 yılında nisan ayının 24’ünde Anamur İlçesine bağlı, 1988 yılında İlçe statüsüne kavuşan Bozyazı kasabasında dünyaya gelmişim.

Yüzölçümü 566 km2, sıfır deniz seviyesinde bulunan, en yüksek noktasında rakım 1760 metre olan ve 25 km sahil şeridine sahip Bozyazı…

İlçenin tam ortasından geçip denize dökülen Sini çayı ile Tekmen – Tekeli kasabaları arasından geçerek denize dökülen Aksaz çayının suladığı Bozyazı… İşte ben bu Bozyazı’da doğmuşum.

Bozyazı İlçesi, adını; İlçenin ilk yerleşim yeri ve doğduğum yer olan Gürlevik yöresinin güneyinde bulunan o dönemlerde sulanmayan “ Çorak düzlük ” anlamındaki “ Boz alan ”,  ‘’Bozova ”, “ Bozyazı ” şeklinde halkımızın isimlendirmesinden almıştır…

Doğduğum yer olan Bozyazı; Toros dağlarının eteklerinde Akdeniz kıyısında bulunmaktadır.

Doğusunda Aydıncık, Batısında Anamur, Kuzeyinde Gülnar ve Ermenek İlçeleri, güneyinde Akdeniz yer almaktadır.

Bozyazı; Antik çağda NAGİDOS adıyla anılan Sisamlı Nagidos tarafından M.Ö.5.yüzyılda kurulmuş…

Tarihi zamanlar içinde Bozyazı’da; Hititler, Asurlar, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Mumluklular, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar hüküm sürmüşler…

Bozyazı; Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı topraklarına  dâhil edilmiş…

Gün gelmiş, yıllar – yılları kovalamış ve Osmanlı imparatorluğunun yerine kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti atalarından kalan topraklar üzerinde hükümran olmuş… İşte Bozyazı da bu topraklardan biriymiş…

Babam bana çocukluğumda tıpkı bir arkadaşı gibi bunları anlatır, bu anlattıklarını o gece ben de “GÜNLÜĞÜM”e yazardım… Çocuk yaştan itibaren babamın getirdiği 10’larca deftere GÜNLÜK tutmaya başlamıştım…

Babamın anlattıklarına göre benim doğduğum sıralarda  ülkemizde başbakan Sayın Şükrü Saraçoğlu hükümeti varmış… Ben doğduktan bir sene sonra hükümet değişikliği olmuş…

07.08.1946 tarihinden 10.09.1947 tarihine kadar Recep Peker hükümeti on beşinci Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak ülkemizi idare etmiş…

Ben o zaman 2 yaşındaymışım.

O dönemlerde yani benim doğduğum ve 2 yaşına  geldiğim dönemlerde de yine ülkede Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti varmış…

Ben doğmadan önce ve sonra ülkemiz bu hükümet döneminde çok büyük bir kıtlık dönemi yaşamış…

Öyle bir kıtlık dönemi ki; İnsanlar yiyecek ekmek, yağ, bulgur, soğan gibi gıda maddeleri, üzerlerine giymek için kıyafet ve aydınlanmak için gazyağı bile bulamıyorlarmış…

Yiyecek – içecek – yakacak – giyecek ne varsa hepsi karneyle alınıyormuş…

Cumhuriyet Halk Partisi devrinde:

1942-1946 yılları arası 13 ve 14’üncü Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri olan Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun 1’inci ve 2’inci hükümeti dönemlerinde;

07.08.1946  – 10.09.1947 tarihleri arası onbeşinci Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olan Recep Peker hükümeti döneminde…

10.09.1947 – 10.06.1948 tarihleri arası kurulan birinci Hasan Saka Hükümeti döneminde;

10.06.1948 – 16.01.1949 tarihleri arasında kurulan ikinci  Hasan Saka hükümeti döneminde;

…Ve 16.01.1949 – 22.05.1950  tarihleri arası kurulan  Şemsettin Günaltay hükümeti dönemlerinde yiyecek ve içecek  maddeleri, ısınma ve aydınlanma maddeleri karneye bağlanmış…

Karnesi olmayanların nüfus cüzdanlarına da aldıkları gıdalar sebebiyle mühürler basılırmış…

VARLIK VERGİSİ adıyla da insanların ellerinde avuçlarında ne varsa alınıyormuş…

22.05.1950 yılında kurulan Sayın Adnan Menderes hükümeti dönemine kadar yani ben 5 yaşıma gelinceye kadar insanlar ağır vergi yükü altında ezilmişler…

Yaylada tarlasından buğday – arpa – çavdar kaldıranların bile  “tahsildar” lar peşine düşüyor ve buğdaylarının, arpalarının, çavdarlarının büyük bir bölümünü alıyorlarmış…

İnsanların küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarının bir bölümüne bile el konuyormuş…

Camiye giden insanlar bugünkü tabirle fişleniyormuş… Bazı Camiler kapatılmış, erzak deposu haline getirilmiş…

İşte o dönemlerde ülke genelinde “Varlık vergisi” adıyla öyle bir vergi konmuş ki dillere destan…

Babam benim doğduğum sıralarda Cumhuriyet Halk Partisi döneminde ve Şükrü Saraçoğlu hükümeti zamanında konan varlık vergisini daha çok küçük yaşta olmama rağmen bana anlatmıştı…

Anlattıklarını şu şekilde özetlemek istiyorum:

Sayın Şükrü Saraçoğlu başbakan ve  Sayın Fuat Ağralı maliye bakanı iken benim doğduğum yıllarda hükümet olarak varlık vergisi adıyla bir vergi kanunu çıkarılmış… Bu vergi her zaman alınmakta olan rutin vergilerden ayrıymış…

Vergi için ödenecek olan miktar her İl’de kurulacak olan komisyonların yapacağı takdire bağlı imiş… İl’lerde komisyonlar kurulmuş… Komisyonlar kimin ne kadar ek vergi vermesi gerektiğini belirlemişler…

Komisyonların takdir ettiği vergiye itiraz etme, mahkemeye verme ve mahkemeyi temyiz etme hakkı da yokmuş…

Varlık vergisi yüzünden Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti  kimin elinde avucunda ne varsa vergi adı altında toplamış… Ülke genelinde büyük mağduriyetler yaşanmış…

Babam bunları anlatırken bir konuda gözünden yaş gelmişti…

O konu şuydu: Meğer o dönemlerde Anamur’da bir kurşun madeni varmış… Bu kurşun madeni daha sonraları ülke genelinde ismi duyulan  Sayın  Vehbi Koç’a aitmiş…

Sayın Vehbi Koç  ortakları Mehmet Karamancı ve Canik Vertel’le  Abanoz yolu üzerindeki “Vinç”adı verilen yerde dağdan Kurşun madenini çıkarıyor, kurdukları fabrikada işletiyor ve Bozyazı’daki yoğun duvar iskelesinden gemilerle yurt içi ve yurt dışına sevkediyorlarmış…

Bu madende çalışan yöre halkından yüzlerce kişi varmış…

İşlenen maden Tren’e benzer şekilde raylar üzerinde giden  “takavil” adı verilen ve kömürle işleyen bir araçla fabrikadan Bozyazı’daki limana getiriliyormuş…

“Takavil” yolunda yokuşlarda gidemeyen “takavil” leri çekmek üzere atlardan ve katırlardan istifade ediliyormuş…

İçel Valiliğinin kurduğu komisyon bulundukları bölgede en büyük vergiyi ödeyip hükümetin gözüne girebilmek için adeta insanlara ve işletmelere kazançlarının iki misli varlık vergisi koymuşlar…

Maliyeti 100.000 lira olan Anamur Kurşun madenine de 200.000 lira varlık vergisi koymuşlar…

O dönemde babam Sayın  Vehbi Koç Anamur’a geldiği sıralarda kendisiyle görüşüyormuş… Bunları Sayın Vehbi Koç, babama anlatmış…

Babamla vedalaşırken demiş ki; “ Fabrikayı kurşun madeni olmadığı için değil, konulan varlık vergisini ödeyebilmek için kapattık…”

Bunları anlattıktan sonra babam bana demişti ki; ”Oğlum. Bunları GÜNLÜĞÜN’e yaz… Vinç’te çok büyük miktarda  Kurşun madeni var… Bunları yaz ki ileride bu maden unutulmasın…”

Varlık vergisi ödenmiş, fakat fabrika kapanmış ve 100’lerce kişi işsiz kalmış… İşte benim doğduğum yıllarda ülkemizin ve doğduğum yerlerin hali buymuş…

Hoşça kalınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir