9 Şubat 2023

ADD KURUCU ÜYESİ Prof. Dr. Mustafa ALTINTAŞ: AVAR PAŞA, ADIMIZA İŞLENEN CİNAYETLERİN SONU OLSUN

Son görevi, Genelkurmay Plan, Prensipler Başkanı olan Hv. Korg. Vural Avar’ın, demir parmaklıklar gerisinde ölüme yatırılma hükmü sonucunda, 20 Aralık 2022’de  yaşama veda etmesi, toplumun önemli bölümünü suçluluk duygusuna sürüklerken, vicdanların kanamasına da neden oldu.
Toplum adına işlenmesine tanıklık ettiğimiz bu cinayet, “Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda” türküsünü çağıranlarca kurgulanan Ergenekon,  Balyoz, Askeri Casusluk kumpasları ve bu kumpaslar nedeniyle yaşamlarını yitiren, ‘Kuddusi Okkır, Erhan Göksel, Kaşif Kozanoğlu, İlhan Selçuk, Prof. Dr. Türkan Saylan, Berk Erdem, Ali Tatar, Alb. Murat Özenalp’ı’ anımsadım ve suçluluk duygusu ile utandım..!
AKP’nin FETÖ ile ortaklığının bozulması, ortakların elbirliği ile oluşturdukları kumpas davalarını ortadan kaldırırken, 12 Nisan 2012’de, “28 Şubat Rövanşı Davası” olarak adlandırılacak bir dava açılmıştır. 2 Eylül 2013’de, Ankara 13. ACM’de başlayan dava, Mart 2014’de 5. ACM’ye aktarılmış, Mahkeme Heyeti ve savcı değiştirilmiştir!
13 Nisan 2018’de tamamlanan davada, YÖK Başkanı Kemal Güriz ve 21 Komutana “ölünceye kadar hapis cezası“ verilmiş, Yargıtay, 2021 Haziranında, 14 emekli generalin cezasını onamıştır.
Sayın Avar, bu dava  sürecinde yaşamını yitiren 12. komutandır. Gerekçe, “T.C. İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat yada vazife görmekten cebren men etmek” üzerine temellendirilmiştir.
28 Şubat Davası olarak adlandırılan dava, 1997’den 15 yıl sonra,kumpas davaları gibi, 28 Şubat’ın savcılığına soyunup, TSK Komuta Heyetini “darbeci” ilan eden  iktidar mensuplarının, bazı gazete ve tv kanallarına çöreklenen yorumcuların, yalnızca yargılanan komutanlara değil, TSK’nin tutsak kılınmamış mensuplarına kin ve nefret kusmalarını da ele vermiştir.
28 Şubat Davası, yanlış biçimde, okullarına, kamudaki işlerine giderken başlarını bağlayamadıklarının rövanşı olarak algılanmaktadır.
Oysa ki, 28 Şubat Kararları, dönemin Cumhurbaşkanı Demirel başkanlığında, dönemin Başbakanı Erbakan, Başbakan Yardımcısı Çiller, İçişleri Bakanı Akşener ve öteki üyelerden oluşan Milli Güvenlik Kurulu tarafından, giderek azgınlaşan gericilik ve yobazlığa, laik Cumhuriyete karşı kalkışmayayı önlemek amacı ile, Hükümete önerilen ve Hükümet tarafından uygulamaya konulan önlemler paketidir.
MGK Kararları ile başlayan 28 Şubat 1997 Süreci,30 Ekim 2014 günlü, Cumhurbaşkanı RTE başkanlığında toplanan MGK, Gülen Cemaati’ni hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olan “Paralel Yapı” olarak benimsemiş ve bu yapılanma “iç tehdit” olarak kabul edilmiştir.
MGK öneri kararı, tıpkı 28 Şubat 1997 Kararı gibi, 24.11.2014’de Davutoğlu başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından onanmış ve uygulamaya geçilmiştir.
Konu, 2015’de, 26 Şubat ve 29 Nisan günlü MGK’nda da görüşülmüş ve FETÖ yapılanmasına karşı müdahale önlemleri, 4 Mayıs 2015 günü, Bakanlar Kurulu Kararına dönüştürülmüştür. Ve kimse de, bu karar ve önerileri, aradan 15 yıl geçtikten sonra 28 Şubat 1997 MGK Kararlarına yapıştırılan “darbe” olarak, algılama cehaletine düşmemiştir!
Aradan geçen 25 yıla karşın, 28 Şubat 1997 MGK Kararlarının, Anayasal görev olduğunun kanıtı olarak, bir yargı belgesini özetlemek isterim.
28 Şubat 1997 günlü MGK Kararlarının Bakanlar Kurulu Kararına dönüştürülüp, uygulamasını ilişkin ilk genelge yayımlayan zamanın İçişleri Bakanı Akşener, Temmuz 1997’de uygulamayı “yasadışı bir girişim”olarak tanımlamış, ardından Başbakanlık Müsteşarı, Milli Eğitim Bakanı gibi önemli sorumluluklar üstlenen ve kurduğu “Yeniden Doğuş Partisi” Genel Başkanı Hasan C. Güzel’in, Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı’na “TSK içinde mezhepçi-cuntacı-darbeci yapılanma var” diyerek yaptığı suç duyurusu, “kovuşturmaya değer bulunmamıştır”.
Kararın gerekçesi, 15 yıl sonraki “28 Şubat Kumpası”nı da mahkumettirici ve günümüzde de yaşamakta olduğumuz rejim tartışmalarının önünü kesecek derinliğe sahiptir:
1. “Ülkemizde devletin siyasi, hukuki, iktisadi temel nizamlarını dini esaslara göre değiştirmeyi hedefleyen laiklik karşıtı faaliyetlerin çok büyük bir gelişme kaydettiği, devlet düzenini ciddi biçimde tehdit eder  duruma geldiği, ülkemizdeki bu irticai faaliyetlerin başta İran olmak üzere bazı devletler tarafından desteklendiği, hiç kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçektir.
Laik,demokratik devlet düzeni, Büyük Atatürk’ün kutsal bir emanetidir. Bu emaneti korumak TSK ile birlikte Türküm diyen herkesin görevidir. Günümüzde devletimizin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne sahip çıkarak bölücü ihanet hareketine karşı girdiği mücadelede binlerce şehit veren Türk Ordusu, ülkenin rejimine karşı yönelen ciddi tehlikelerin de karşısına dikilmek zorundadır.
Günümüzde laik devlet düzenini tehdit eden irticai faaliyetler, bölücü ihanet hareketi ile birlikte birinci öncelikli tehdit haline gelmiştir. Batı Çalışma Grubu(BÇG), illegal faaliyet gösteren bir yapılanma değildir. Varlığı ve amacı çok önceden kamuoyuna açıklanmıştır.
TSK ve BÇG, devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini korumak amacı ile çalışmalar yapmaktadır…”(M.Bican, Darbeci mi Kahraman mı?, Galeati Yayıncılık Birinci Baskı, Kasım 2022)
AKP öncesinde Anayasal Kurul olarak, görevinin ve sorumluluğunun gereğini yapan MGK’nın kararları, aradan 15 yıl geçtikten sonra cezalandırılırken, AKP dönemindekiler ise, siyasal rakiplerinin tasfiye aracı olarak kullanılmıştır. AKP, eğer kendi dönemindeki benzer MGK kararlarına, laik, demokratik, hukuk devletine bağlılıkla yaklaşmış olsa idi, 15 Temmuz 2016 ve sonrasındaki savrulmayı yaşamazdı diye düşünüyorum.
Gelelim adımıza işlenen cinayetin sağlık ayağına.
28 Şubat Kumpasının 13 kurbanının sonuncusu olan Avar Paşa, 11.10.2022’de yaptığı “cezasının tehirini” isteyen başvuru, 22.11.2022 günlü Sağlık Kurulu Raporu ile ret edilmiştir…
Rapor, “kocamışlık hali”, ”omur kırığı”, ”demansdan” rahatsız olan Avar Paşa’nın “ceza tehirini gerektirir bir hasta olmadığı” biçiminde düzenlenmiştir.
Bu son öldürüm, adımıza yargı erkini kullananlar ile, yaşama hakkımızı korumakla görevli Sağlık Kurulu Üyelerinin meşrulaştırdığı organize cinayetlere dur denilmesine, AYM’yi görevini yapma konusunda uyarıp, tutsaklığı sürdürülen 10 komutanın özgür kılınmasına, yoksun kılındıkları özlük hakları ile onurlarının, özür dilenerek geri verilmesine,“28 Şubat Kumpas Dosyasının”yok sayılmasına neden olursa, ömürleri boyunca ulusuna ve ülkesine hizmetten kaçınmayan Avar Paşaların, öldürüldükten sonra da, görevlerini sürdürmekte olduklarının kanıtını oluşturacaktır.
Çağcıl, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinin çerçevesini çizen anayasalarda, yasama ve yargı yetkisi ile yürütme  görevinin ulus adına ve ulus yararına yerine getirilir olması gereğini içerir. Anayasanın “Başlangıç”ı ile 5. maddesinde bunu görmemiz mümkündür. AKP’nin Parti Programına, dilimize yapışmış, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” deyişine baktığımızda da bunu görmekteyiz.
Bu yetki ve görevin, siyasal amaçlar ve kişisel çıkarlar, intikam, mıntıka temizliği ve benzeri nedenler için kullanılması, bırakınız hukuk devletini, giderek yasa devletinin bile aranır olması sonucunu doğurur.
Türkiye, günümüzde, ”parti devletinin” ötesinde, “şahsım devleti” nitelemesine konu kılınır duruma düşürülmüştür. Bunun önüne geçilmez ise, Cumhurbaşkanı’nın, “İslam Dünyasında Anayasa Yargısı Konferansı”nda söylediği “…Devlet ancak ve ancak adalet üzerinde yükselir, gelişir, güçlenir, büyür. Adalet dağıtamayan,vatandaşına adaletle hükmedemeyen (hizmet edemeyen) bir devlet, tıpkı temeli çürük bir bina gibi yıkılıp gitmeye mahkum(luk)” kaçınılmazdır.
Hukuk devleti ve adaleti, devletin kilit taşına dönüştürmede birleşemezsek, yıkılıp giden devleti seyreder oluruz.
Avarlar’a saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir