31 Ocak 2023

Nafiye BOZKURT – Kılı kırk yaran kelimeler: HOŞ GELDİNİZ

Bilmem farkında mısınız?
Teknolojinin hızını kesmediği günümüzde; aldıklarımızla verdiklerimizin dengesini kaybetmiş durumdayız ve her geçen gün duygudan yiyoruz.
Peki; duygusal olarak tamamen çöktüğümüzde bizi hangi felaketler bekliyor?
Bir “tık” ile internet üzerinden her istediğimize ulaşmak mümkün ama ya duygusal ulaşımlarımız?
Kendi adıma söylüyorum teknolojiyi sadece ihtiyacım dâhilinde kullanmaya özen gösterenlerdenim.
Onun dışındaki durumlarda “insani ilişkiler” üzerine hayatımı idame ettirmeyi seviyorum.
İçinde bulunduğu girdabın farkında olmayan günümüz insanı, kampanya adı altında aslen çok daha pahalıya ürünlere ulaşmaktadır.
Bu sebep semt esnafını yok etmekte ve zamanının büyük bölümünü internet üzerinden kampanya indirim kovalamaktan, okumaya düşünmeye maalesef zaman bulamamaktadır.
Bu da insani duyguları yok ederek, mekanik insan profillerini hızla çoğaltmaktadır.
Belki zaman ve şartlar bunu gerektiriyor diye düşünüyorsunuz.
Bence zamanı ve şartları kontrol etmek insanın kendi elinde.
Yaşadığım ve sizlerle paylaşmak istediğim küçük bir anım, düşüncelerimin doğruluğunun güzel bir kanıtı.
O sabah evden çıkarken kızım; “anne akşama kıymalı börek istiyorum” dedi.
Olur kızım…
İki seçeneğim vardı, birincisi o ünlü büyük marketten dondurulmuş hazır böreği alıp fırınlamak.
İkincisi ise semt yufkacısına uğrayıp, önce yufka sonra yerli besi olduğuna inandığım kasabımdan bir miktar kıyma alarak kızımın istediğini yerine getirmekti.
Yoğun bir iş günü geçirmiştim.
Oturduğum semtte küçük bir meydanımız var.
Burada bulunan kasap, fırın, kitapçı, kuruyemişçi, semt esnafı ayakta kalabilmek için hala direniyor.
Bunların içinde en zor durumda olanın da kitapçı olduğunu biliyorum…
Önce yufkacı ya uğradım. Burası minik bir dükkân. Arkada bir tezgâh. İki kişi sürekli yufka açıyor. Önde ise taze açılmış yufkanın satışı yapılıyor…
“Hoş geldiniz” diye güler yüzle karşılandım.
Üç tane yufka istedim.
Tezgâhtar yufkaları paketlerken sohbet ediyoruz.
Taze yufkaları özenle beyaz kâğıda sardı, poşete koydu ve bana uzattı.
Ben de elimi çantama attım cüzdanı arıyorum. Ama cüzdanım yok!
O saniyelerde cüzdanımın ofisteki çekmecemde kaldığı aklıma geliyor.
Esnaf bendeki tedirginliğin farkına varınca, “hayırdır abla” dedi.
Ben de sıkılarak dedim ki;
“Vallahi param yok, cüzdanım ofiste kalmış!”
“Aman abla” dedi .
“Derdimiz bu olsun, canın sağ olsun yarın veririsin.”
Derin bir nefes aldım.
Kusura bakma söylemlerim arka arkaya gelirken, onun dudaklarından dökülen cümle benim neden semt esnafını sevdiğim ve desteklediğimin en güzel kanıtıydı…
“Abla başka alışveriş yapacaksan, para da vereyim.”
Deyince, dedim ki; “Kızım kıymalı börek istemişti kıyma da almam gerekiyor.”
Bana bir miktar da para uzattı, “Al ablam” derken gözlerinin içi gülümsüyordu.
O akşam böreğini keyifle yiyen kızım mutlu, insani ilişkileri teknolojiden uzak tutma isteğimi ispatı olarak ben mutlu,
ayakta kalmak için direnen esnafım mutluydu…
İşte bu yüzden teknolojiyi hayatımıza alırken iyi elemek lazım.
İnsani ilişkilerimizin tamamını görmezden gelmek, bizi yalnızlığın en derin kuytularına çekecektir.
Bu da şiddetin nefretin bizleri daha çabuk ele geçirmesine neden olacaktır.
Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir