25 Eylül 2022

‘Yurttaşlık ve hukuk bilincinin ortaya çıktığı süreç 12 Eylül Darbesi üzerinden tasfiye edildi’

ARZU ÖZER
78’ler Girişimi, 12 Eylül 1980 darbesinin 42. yıl dönümü dolayısıyla Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenlerinin destek verdiği açıklamayı 78’ler Girişimi üyesi İbrahim Bilen okudu.
Bilen, “12 Eylül Darbesi’nin üzerinden 42 yıl geçti ancak 12 Eylül rejiminin temel unsurlarıyla katlanarak sürmektedir. Darbecilerin yaptığı 12 Eylül Darbe Anayasası ile siyasi partiler, seçim barajı, YÖK, RTÜK, Sendikalar yasalarının yanı sıra, 12 Eylül devletinin hukuki temellerini oluşturan 1980-83 döneminde yapılan 600 civarında yasa ve binlerce yönetmelik 42 yıldır sürüyor. Türk siyaseti ve siyasetçileri 42 yıldır Türkiye’yi, işte bu tekçi darbe anayasası, darbe yasaları ve yönetmelikleri ile yönetiyor. 1960 -1980 yılları arasında arasındaki toplumsallığın, yurttaşlık ve hukuk bilincinin bir ölçüde ortaya çıktığı nispi demokratik süreç 12 Eylül Darbesi üzerinden tasfiye edilmiştir.” dedi.
“Farklı kesimlerin barış içinde birlikte yaşaması mümkün olmadı”
“Toplum ve devletin siyasal ve askeri zor kullanılarak anti-demokratik, totaliter bir anlayışla yeniden düzenlendiğini vurgulayan Bilen, “Darbecilerin temel amacı demokratik bir şal altında darbe rejimini kurumsallaştırma örtüsü altında Pentagon patentli bir soğuk savaş ürünü “Ulusal Güvenlik Devleti”ni yeniden inşa etmekti. Darbeciler bu anlayışın bir sonucu olarak demokrasi ve özgürlük fikirlerinin toplumsallaştığı 1970’li yıllar ve sonlarına doğru toplumun bazı kesimlerini iç düşman kabul ederek anarşi ve terör hadiselerine karşı darbe yaptıklarını ilan ettiler. Darbeciler vermek istediği resmî ideolojiyi ve tek boyutlu kimliği kabul etmeyen, kendi toplumsal ve kültürel kimliklerini savunan farklı kesimlerin barış içinde birlikte yaşaması mümkün olmamıştır. 12 Eylül projeleri açısından yararlı buldukları aşırı milliyetçi, şoven ve dinbaz görüşlerin önünü açtılar. Pentagon’un Ulusal Güvenlik Devleti, Türkiye’deki derin tarihsel köklere sahip tutucu, bürokratik, milliyetçi devlet geleneği ile örtüştü. Böylece devlet-toplum ilişkilerinde dengenin tamamen toplum aleyhine bozulduğu, yurttaş karşısında devletin kutsallaştırıldığı bir durum ortaya çıktı. 1983’de Ulusal Güvenlik Devleti’ne tekabül eden “Kontrollü Demokrasi”ye geçilirken askeri cunta, Türk siyasal yaşamında var olan, ancak daha çok bir danışma organı gibi çalışan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) yetkilerini arttırarak, sürekli bir iktidar ortağı haline getirdi. 12 Eylül projesi sadece askeri darbe değildi; Ülkenin ekonomik yapısı, toplumun siyasi tercihleri, düşünce ve davranış kalıpları, yaşam biçimi ve kültürel özellikleri ile oynayan ama yerlilik bağları da yerlerde sürünen bir projeydi.” şeklinde konuştu.
“Yeni bir darbe olmamasının en uygun yolu darbelerle hesaplaşmaktır”
Bilen sözlerini şöyle tamamladı;
“Eşitlikçi, insana ve kardeşliğe dayalı yüksek değerler tasfiye edilecek, para, statü ve güce dayalı aşağı değerler sisteminin önü açılacaktı. 12 Eylül sonrası gençlik, işte bu aşağı değerler kuşatması altında yetişti. Klasik kapitalizmin üretime yönelik yapılanması dahi gözden düşürüldü, Para ile para kazanmak varken, üretim gibi zor ve sorunlu işlerle uğraşmaya gerek kalmayacaktı. Siyaset yapma ile çıkar sarmalları arasında çürüme iç içe geçti. Bu durum siyaseti çürüttü. Çürüme, sonunda tüm kurumları sarmalı içine aldı. Bütün bunların bedeli 12 Eylül darbeciliğinin yargılanmayışı oldu. 12 Eylül’ün yargılanamayışının bedeli de 28 Şubat oldu. 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Tek Adam Rejimi oldu bunun bedeli. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, yeni bir darbe olmamasının en uygun yolu darbelerle hesaplaşmaktır, darbecilerin ve işkencecilerin yargılanmasıdır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir