PENCEREMDEN: İSVEÇ İLE FİNLANDİYA DA ARTIK NATO KAFESİNDE… -2

ARTAN DIŞ POLİTİKADA U DÖNÜŞLERİ VE ZAAFİYETLERİNİN NEDENİ
Türkiye’nin son yıllarda dış politikada çok sık gördüğümüz U dönüşleri görülmektedir.
Bunun en son örneği, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğinde, S-400’lerle ABD ile, Rus uçağının düşürülmesi ve 32 askerimizin öldürülmesiyle Rusya’ya ile, Mavi Marmara olayında İsrail  ve Kaşıkçı cinayeti çerçevesinde Suudi Arabistan’la ilişkilerde yaşanmıştır.
Bunun kanaatimce temel nedenlerinden birincisi, Türkiye’nin 1952’de NATO kafesine girmesi, ancak, 1974 de yakaladığı Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve günümüzde Onur Öymen ‘barışçı ve kişilikli’ politika çizgisini, önce 1980 sonra, kısmen, 2003 den sonra tamamen kaybetmesidir.(Hemen belirtelim bugün NATO’dan çıkmak NATO kartını kaybetmek çok büyük hata olur, ancak NATO’culuk çizgisi terkedilmelidir). İkincisi, AB’le imzaladığı 31 Aralık 1995 Gümrük Birliği anlaşması ile 3 Ekim 2005 tarihinde tarihinde Lüksemburg’da hükümetler arası konferansta imzalanan, son haliyle 16 fasıllı Müzakere Çerçeve Belgesidir.
Böylelikle Türkiye hem AB çıpasına alınarak ve önüne, çok da iyi niyetli olmadığı ortaya çıkan, Yunanistan’ın engellemelerine ve AB nin baskı ve müdahalelerine açık bir süreç konulmuştur. (Tüm bu anlaşmalar sonuncusu hariç bıçağın iki sırtı gibidir. Kesen tarafını siz kullanabilirseniz kendinize yontarsınız. Ancak, kurumsal devlet aklının etkisizleştiren, kurnaz tüccar zihniyeti ile bir koyup üç almak gibi anlayışı olan siyasetçilerimiz sayesinde bu anlaşmaları biz kolay kolay lehimize kullanamıyoruz. Böylelikle, doğuya giden gemide batıya koşar gibi yaparak sadece halkımız aldatılmaktadır). Üçüncü neden de, Türkiye’nin 2017 referandumu ile 2018’de resmen geçtiği ‘tek adam rejimidir.
Çünkü, Batı güçler ayrılığına dayalı parlamenter rejimleri sevmez. Bir kişiyi zaaflarından yakalayıp ikna edip, yönlendirmek çok daha kolaydır.
Kurumsal aklın sürekli ve geçerli olduğu Batı, tüm bu anlaşmaları lehine kullanmasını bilmiştir. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti, planlama anlayışını terk ederek Batı’nın tek kutuplu Dünya’nın dayattığı, Neo liberal ekonomik sömürü sistemi ile, hem bir bütün olarak, hem de kentleriyle ayrı ayrı kolonize edilerek Batı’nın ucuz emek ve hammadde kaynağı durumuna düşürülmüş ve ekonomisi çökmüştür.
Daha kötüsü kutuplaşma ve iç çatışma endişesi artmıştır.
TBMM etkisizleştirilmiş, sığınmacılar konusu dahil, dışarıdan yapılan her türlü müdahaleye karşı, 1974 harekatından sonra ambargolara rağmen muhalefet ve iktidarıyla sağlanan milli beraberlik  görüntüsü yok olmuştur.
CUMHURİYET NASIL TEKRAR AYAĞA KALKABİLİR?
Bu satırların yazarına göre, Türkiye’nin bu iç ve dış sarmaldan çıkıp ayağa kalkabilmesi için, yurttaşlarımızın öncelikle önündeki ilk seçimlerde tercihini, güçler ayrılığına dayanan, demokratik parlamenter sisteme döndürecek ve  toplumsal gerginliği azaltabilecek, iç barışı sağlayabilecek partilerden yana yapması gerekmektedir.
Ardından, 12 Eylül siyasi partiler yasasını değiştirilmesi, bağımsız yargıyı ve adil bir hukuk sistemi ile tüm bürokraside etkin bir liyakat sistemi hayata geçirilmelidir. Ekonomide planlı kalkınma anlayışına ve kamucu politikalara dönülerek, bürokrasiyi de içine alan, mafya ve rüşvet çarkının etkisizleştirmesi, siyaseti  kirleten, doğal hayatı katleden imar rantı ve kara paranın siyasetle bağını kopartarak siyasetin finansmanının şeffaf ve yasal hale getirilebilmesi öncelikle gerçekleştirilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir