‘ÖNCE YAĞMA YAPILIYOR, SONRA PLAN YAPILIYOR’

MUSTAFA ÖZCAN
Mersinli Duayen Mimar Abdullah Yılmaz, geçtiğimiz yıl vefat eden İTÜ Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mimar Doğan Kuban andı.
Yılmaz, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin ve taşkışlanın simgesi olmuş, Türkiye’de restorasyon adına yapılan kayda değer her işe imza atmış Duayen Mimar Kuban’ın bulunduğu tespitler ile ilgili bilgiler verdi. Yılmaz Kuban’ın tespitlerini şöyle sıraladı;
“Çamlıca’ya inşa edilen camiyi konuşmaya bile değmez, Sultanahmet’in kopyası. Cami dediğin cemaat uğradığı zaman cami olur, dağa tepeye cami yapılmaz, Anadolu’yu dolaşın, bulamazsınız. Restorasyon, ancak ideal tarih bilinciyle mümkün olur, kendimizi kandırmayalım, bu bilinç bizde eskiden de yoktu, padişah bile babasının yaptırdığı evi yıkar, kendisininkini yapardı, yıka yıka giderdi. Topkapı da buna dahildir. Göçerliktir bu. İstanbul’da artık plan yapılamaz, dünyada da bu kadar büyük şehri planlayamazsınız, çareyi Anadolu’da aramalı. Anadolu şehirlerini eğitim ve sanayiyle cazibe merkezi haline getirmeli. Toplumda kültür yok, 200 küsur üniversite var ama, hoca yok, cehalet kurbanı olarak devam ediyoruz, vasatlık her yerde. Bir kültürün birikmesi, bakkaldan mal almaya benzemez. Kentli olmak, kente her taşınanın kentli olduğu anlamına gelmez. Kentli olmak, çağdaş uygarlığı bütünüyle olmasa bile, biraz anlamış olmak demektir.”
“Eğitimin her düzeyde çökmesi, hastalıktır”
Kuban’ın “En tehlikeli şey inşaatçılıktır, çünkü inşaatçı aslında bir şey üretmez, arkasında entelektüel bir gelişme yoktur.” sözlerini hatırlatan Yılmaz, Kuban’ın Türkiye’nin geleceği dair sözlerini de paylaştı;
“İktidar, eğitime-sanayiye para harcayacağına, ekonomiyi inşaata indirgiyor, cahil bir kitle para kazanmış oluyor, bu kadar, inşaatçılık ülkeyi batıracak. İşe gitmek için her gün yolda üç saat kaybediyorsan, geri kalmış bir şehirde yaşıyorsun demektir. Yeni Türkiye cahil olduğu için kolayca kötülük yapabiliyor, haksızlık, adaletsizlik, cahilliğinden kaynaklanıyor, bir gün sonrasını düşünmediği için böyle oluyor. Bu ülkede ağaç ve orman katliamı var, su katliamı var, insan ve özellikle kadın katliamı var, hepsinin üzerinde, hayvanlarıyla birlikte doğa katliamı var, kent yaşamı katliamı var. Atlı Bozkır göçerleri yağmayla yaşardı, fethettikleri toprakları yağma ederler, halkı esir alırlardı, biz de kendi kentlerimizi yağma ediyoruz, atlı bozkır göçerleriyle atsız göçerlerin yağması arasında pek bir şey değişmedi, kentlerimizi yağmalıyoruz, içine de kendimizi hapsediyoruz. Türkiye cehaletiyle övünen bir ülke. İster kadınları boğazlamak, ister tarihi ve doğal çevreyi yok etmek, ister ağaç kesmek, ister hırsızlık yapmak, ister tarih bilmeden onunla övünmek, ister dindar olmadan dini istismar etmek. Hepsi cehalete dayalıdır. Eğitimin her düzeyde çökmesi, hastalıktır. Düşünenler planlama yok, çünkü planlama yapacak adam işbaşına getirilmiyor, önce yağma yapılıyor, sonra plan yapılıyor, çoğalmadı ve utanmıyoruz. En çok ölüleri, cenazeleri, camileri, AVM’leri, borsaları, gökdelenleri, yolları, sarayları, otomobilleri düşünüyoruz. Birisi oy almak istiyor, öbürü ev sahibi olmak istiyor, bu ikisi birbirleriyle çok iyi örtüşüyor!  20’nci yüzyılın en büyük toplumsal devrimi, Türk devrimidir. Atatürk ‘Benim tek mirasım akıl ve bilimsel düşüncedir’ demiş. Hiçbir devlet adamı veya devlet kurucusu böyle bir şey söylememiş, Türk aydını, Amerikan sömürgeciliği ve kırsal kültür tarafından esir alındı, olan bitenler ahlaki ve entelektüel iflastır, aydınlar doğrudan katılmıyor olsalar da, toplumu saran ahlaki çöküntüyü sanki normal bir olguymuş gibi izlemekle yetinerek, hoş göstererek, ona ortak oluyorlar. Bu ülkenin dünyayla er geç buluşacağı tek yol, çağdaş uygarlık yoludur.”
Yılmaz son olarak önemli çalışmalar imza atan Prof. Dr. Mimar Doğan Kuban’ı rahmet ve saygıyla andığını ifade ederek sözlerini tamamladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir