Uzmanlar nükleerdeki mitleri somut gerçeklerle çürütüyor

Türkiye’nin yarım asırdan uzun bir süredir kurduğu nükleere enerjiye geçiş hayali Mersin’de inşası devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) ile gerçeğe dönüşüyor. Ülkenin enerji arzının güvenliği ve iklim değişikliği ile mücadelesinde önemli rol oynayacak Akkuyu NGS’nin de aralarında bulunduğu yeni nesil nükleer santraller, çevreci ve güvenli teknolojileri ile de dikkat çekiyor. Bu santraller bulundukları bölgenin havasından tarım alanlarına kadar ekosisteminde pozitif etkiler yaratıyor.
Akkuyu NGS inşaatı hızla ilerlerken hem bölge sakinleri hem de Türk halkı nükleer enerji hakkında her geçen gün biraz daha bilgi sahibi oluyor. Ancak nükleer enerjiye Türkiye’de ve dünya genelinde hala ön yargıyla yaklaşan bir kesim de var. Uzmanlara göre pek çok enerji türü ile ilgili yanlış algılar olsa da “hakkında en çok şehir efsanesi, mit üretilen enerji türü” nükleer enerji. Birçok efsane kulaktan kulağa yayılarak yanlış bilgiye ve korkuya neden oluyor.  Son yıllarda nükleer enerji ile ilgili bilgi kirliliğinin önüne geçmek için çok sayıda uzmanın mücadele verdiği, çevreciler arasında nükleeri savunanların da çoğaldığı göze çarpıyor. Enerji krizi ve iklim krizinde nükleer önemli bir çözüm noktası görülürken, nükleer santrallere yatırımda da pek çok Avrupa ülkesinde “’yeniden dönüş’ yaşanıyor.
Enerji mitleri küresel bir tehdit
Bir enerji girişimcisi ve yatırımcısı olan küresel enerji politikaları hakkında yayın yapan Real Clear Energy’nin (RCE) yazarlarından ve kar amacı gütmeyen kuruluş Build It Green’in eski İcra Direktörü Brian Gitt bir yazısında nükleer enerji ile ilgili efsanelerin, enerji yatırımlarını ve politikalarını kötü yönlendirmeye devam ettiğini söylüyor. Enerji konusundaki mitlerin zararlı etkisinden kurtulunması gerektiğini kaydeden Brian Gitt, “İnsan gelişimini en üst düzeye çıkaran ve çevresel zararı en aza indiren bir enerji sistemi inşa etmeliyiz” diyor. Özellikle nükleer enerji konusunda Avrupa’da ve ABD’de geliştirilen karşıt bazı politikalara dikkat çeken Gitt’in “İyi niyeti silah haline getirerek aramızdaki en yoksullara zarar veriyorlar. Hepimiz dünyayı daha iyi bir yer yaptığımızı hissetmek isteriz. Ama doğru şeyi yapıyormuşuz gibi hissetmek, öyle olduğumuz anlamına gelmez” sözleri oldukça ilginç.
6 Nükleer efsane ve gerçekler
Kar amacı gütmeyen kuruluş Build It Green’in eski İcra Direktörü de olan Brian Gitt’in nükleer enerji ile ilgili şehir efsanelerine yönelik 6 başlıkta değerlendirmesi:
Efsane 1: Dünya güneşe, rüzgara ve pillere geçiş yapıyor
Gerçek: Güneş ve rüzgar enerjisi güvenilmezdir, elektrik fiyatlarını yükseltir ve mineralleri ve toprağı aşırı tüketir. Son on yılda onlara 2,7 trilyon dolar yatırım yaptıktan sonra bile güneş ve rüzgar hala küresel enerjinin sadece %3’ünü üretiyor.
Efsane 2: Güneş ve rüzgar enerjisi, sera gazı emisyonlarını düşürmenin en iyi yolu
Gerçek: Son 15 yıldaki en büyük emisyon düşüşleri, kömürden doğal gaza geçişten kaynaklandı. Doğal gaz, kömürün yaptığı hava kirleticilerinin yalnızca %10’unu ve karbondioksitin (CO2) %50’sini üretir. Güneş ve rüzgar enerjisinin savunucuları bu teknolojilerin potansiyeli hakkında istedikleri kadar konuşabilirler, ancak gerçek şu ki dünya bu teknolojiyi verimli bir şekilde üretmek, dağıtmak ve sürdürmekten çok çok uzakta.
Efsane 3: Güneş santralleri ev elektrik faturalarını azaltır
Gerçek: Hükümetlerin güneş enerjisini zorunlu kıldığı yerlerde haneler elektriğe daha fazla para ödüyor: Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) haneler, güneş enerjisi yetkisi olan 29 eyalette %11 daha fazla ödüyor; Kaliforniya’daki haneler ABD ortalamasından %80 daha fazla ödüyor; Almanya, devasa rüzgar ve güneş çiftlikleri inşa etmek için yüz milyarlarca avro harcadığı için, Almanya’daki haneler elektrik faturalarını iki kat ödüyor .
Efsane 4: Nükleer enerji tehlikelidir
Gerçek: Nükleer, düşük emisyonlu elektrik üretmenin en güvenli, en güçlü ve güvenilir yoludur. 60 yılı aşkın bir süredir nükleer kazalardan kaynaklanan radyasyon sonucu sadece yaklaşık 200 kişi öldü . Bu sayıya Çernobil, Three Mile Island ve Fukuşima’daki kazalar da dahildir. Radyasyona maruz kalan insanlar arasındaki kanser tanılarını saysanız bile, nükleer santral kazalarının zararı, her yıl kömür kirliliğinin etkilerinden ölen milyonların aksine çok küçük kalıyor.
Efsane 5: Nükleer atık büyük bir sorundur
Gerçek: Nükleer atıkların çevreye karışmasını engelleyen tek enerji kaynağıdır. ABD’de şimdiye kadar üretilen tüm nükleer yakıt güvenli bir şekilde muhafaza ediliyor ve yüksekliği yaklaşık 9 metreden daha az olan tek bir futbol sahasına sığabiliyor.  Aslında, kullanılmış nükleer yakıt kesinlikle atık değildir çünkü geliştirilmekte olan bazı gelişmiş reaktör tasarımları gelecekte kullanılmış nükleer yakıtla çalışabilir. Bir reaktörde beş yıl çalıştıktan sonra bile, potansiyel enerjisinin %90’ından fazlası hala yakıtta kalır.
Efsane 6: Elektrikli araçlar CO2 emisyonlarını azaltır
Gerçek: Elektrikli araçlar emisyonları ortadan kaldırmaz; sadece emisyonları egzoz borusundan elektrik santraline kaydırıyorlar. Güç kaynağı kirliyse elektrikli araçlar da kirlidir. Yeni elektrikli araç satışlarının %50’sinden fazlasının, çoğu santralin en kirli güç kaynağı olan kömürle beslendiği Çin’de olması bekleniyor.
Yanlış inanışlar insana ve çevreye zarar veriyor
Nükleer enerji ile ilgili konuşulan 6 efsaneye dikkat çeken Brian Gitt, yirmi yılı aşkın bir süredir enerji verimliliği, güneş ve rüzgar enerjisinin savunuculuğunu yapmış. Kar amacı gütmeyen bir yeşil enerji kuruluşunda yönetici direktör, temiz enerji konusunda uzmanlaşmış bir danışmanlık firmasının CEO’su ve temiz teknoloji girişiminin kurucusu olmak gibi çok sayıda kuruluşta görev almış. Bu süreçte hissettiklerini ise şöyle ilginç sözlerle anlatıyor: “Bütün bunlar, insanların refahını artırmak ve çevreyi korumak için iyi bir mücadele veriyormuşum gibi hissettirdi. Ama yanılmışım. Gündemim ikisine de zarar veriyordu. Sadece itiraf edemedim. Kimlik duygum, enerji hakkındaki yanlış inançlara bağlıydı. Cehaletim ve ideolojim, gezegene gerçekte neyin yardımcı olduğu konusunda beni kör etti.  Bugün başka insanların da aynı hataları yaptığını görüyorum. Politikalarını bu enerji mitlerine dayandıran tek yer Avrupa değil, California, New York ve New England da bunu yapıyor.”
Dünyanın geleceği için nükleere yatırım şart
Uzmanlara göre nükleer enerji hakkında insanların korkutucu inanışlar geliştirmesinin altında son 50 yılda nükleer hakkında yapılan tartışmalara nükleer karşıtı lobinin söylemlerinin damga vurmuş olması yatıyor. Oysa Brian Gitt’in de belirtriği gibi gerçeklere bakıldığında nükleer enerjiyi tercih etmek için pek çok geçerli neden bulunuyor. Bunlardan biri, nükleerin yeşil enerji kaynaklarından biri olan güneş enerjisinden bile 4 kat daha az karbondioksit emisyonuna engel olması. Rakamlar nükleer enerjinin her yıl dünya çapında 2 milyar ton karbondioksit salınımını engellediğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre 2050 yılında şimdikinin iki katı daha fazla elektriğe ihtiyaç duyacak olan dünya, bunu düşük karbonlu bir kaynakla karşılayacaksa nükleere yatırım yapmak şart. Bunun yanı sıra nükleerin mevsim koşullarından etkilenmeden kesintisiz elektrik sağlayabilmesi ve fiyat bakımından rekabetçi oluşu da artılar arasında yer alıyor.
Radyasyon korkusu gerçeği yansıtıyor mu?
Nükleer karşıtlarının en büyük argümanlarından biri de radyasyon. Radyasyonun doğa üzerinde büyük bir tehlike yarattığı, insanların genetiğini bozduğuna yönelik söylemler, nükleer mitlerin başında yer alıyor. Oysa bu konuda hazırlanan onlarca rapor ve uzmanların açıklamaları, 1 yıl boyunca bir nükleer santralin yakınlarında yaşamanın 10 muz veya 2 Brezilya cevizi yemekle eş değer olduğunu ortaya koyuyor. Verilere göre yaşamın doğal bir parçası olan her bireyin yaşamı boyunca doğal olarak maruz kaldığı radyasyon, en çok da yerkürede bulunan radon gazında bulunuyor. Radon gazını yüzde 14 ile binalar ve toprak; yüzde 12 ile gıda ve su takip ediyor. Radyasyon kaynakları içerisinde en düşük pay ise yüzde 0,04 ile nükleer atıklara ait. Yine hesaplamalara göre, nükleer santral çevresinde yaşayan insanlar yılda 0,01 mSv’den daha az bir dozda radyasyona maruz kalıyor. Bu rakam akciğer radyografisinde 0,02 mSv, İstanbul-New York uçuşunda 0,08 mSv, tüm vücut tomografisi çektirildiğinde ise 11 mSv oluyor.
Uzmanlara göre nükleer hakkında doğru bilinen bu kadar çok yanlışın olması, “geleceğin enerjisi” olarak görülen ve çok yakında Türkiye’nin de enerji karmasında yer alacak olan nükleer hakkında bilinçlenilmesi gerektiğinin en büyük işareti. Konuyla ilgili doğru bilgilere ulaşmanın yolunun bilimsel verilere güvenmek olduğunu belirten uzmanlar, “Korkuları gidermenin tek yolu, bilimsel gerçekleri kabul etmektir” ifadelerini kullanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir