GAZİ MERT-SOHBET KÖŞESİ: KUR’AN-I KERİM’DE BAHSEDİLEN DENİZLERDEKİ MUCİZE

Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız deniz bilimci Kaptan Jacques Cousteau’ nun Müslüman olması; Deniz altında geçen hayatı boyunca karşılaştığı tabiat olaylarının Kur’an-ı Kerim’de açıklandığını görmesinden kaynaklanmıştır.
Kaptan Coustea ; Akdeniz’i incelerken kendine has sıcaklığı, tuzluluğu ve yoğunluğu olduğunu, Atlas Okyanusunu incelerken sıcaklık, tuzluluk, yoğunluğun daha farklı olduğunu tespit etmiş, bu iki su kütlesinin Cebelitarık Boğazında birleştiğini fakat birbirine karışmadan binlerce yıldır özelliklerini koruduğunu müşahede etmiştir.
Yakın arkadaşı Prof. Dr. Maurice Bucaille ; Kaptan Coustea’ya Kur’an-ı Kerim’deki Rahman Suresi’nin 19-20’inci ayetlerini okuyunca İslama olan hayranlığını gizleyememiş ve “Modern ilmin 14 asır geriden takip ettiği Kur’an, ben şahadet ederim ki, Allah kelamıdır” diyerek Müslümanlığı kabul etmiştir.
Rahman Suresinin 19-20’inci ayetinde; “İki denizi birbirlerine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.” (Rahman Suresi 19-20)
buyruluyor.
İşte Kaptan Coustea’yu bu ayet Müslüman olmaya sevk etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’in bilimsel mucizelerinden biride Rabbimizin bu ayette ifade ettiği bir hadisedir.
Evet…Ayetin ifadesi akıllara durgunluk verecek bir tarzdadır. Zira ayet-i kerime, onca fırtına ve dev dalgalara rağmen denizlerin birbirine karışmadığından haber vermektedir.
Halbuki bırakın dalgalı denizleri, bir çay bardağında bile iki farklı sıvıyı karıştırmadan bir arada tutmak imkansızdır.
Fakat bilim, Kur’an’ın ayetlerini her zaman olduğu gibi yine tasdik etmekte ve onun Allah’ın kelamı olduğunu ispat etmektedir.
Şöyle ki: Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız deniz bilimci Kaptan Jacques Cousteau denizlerdeki su engelleri ile ilgili yaptığı araştırmaların sonucunu şöyle anlatmaktadır:
“Bazı araştırmacıların farklı deniz kütlelerini birbirinden ayıran engellerin bulunduğuna dair ileri sürdükleri görüşleri inceliyorduk. Çalışmalar sonucunda gördük ki, Akdeniz’in kendine has tuzluluğu ve yoğunluğu var. Aynı zamanda kendine has canlıları barındırıyor.
Sonra Atlas Okyanusu’ndaki su kütlesini inceledik ve Akdeniz’den tamamen farklı olduğunu gördük. Halbuki Cebeli Tarık Boğazı’nda birleşen bu iki denizin tuzluluk, yoğunluk ve sahip olduğu hayatiyet açısından eşit veya eşite yakın olması gerekiyordu. Oysaki bu iki deniz, birbirine yakın kısımlarda bile ayrı yapılara sahiptiler. Bunun üzerine yapmış olduğumuz araştırmalarda bizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaştık.
Çünkü bu iki denizin karışmasına birleşme noktasında bulunan harika bir su perdesi engel oluyordu. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği Mendep Boğazı’nda da bulunmuştu. Daha sonraki incelemelerimizde farklı yapıdaki bütün denizlerin birleşme noktalarında aynı engelin bulunduğuna tanıklık ettik.”
Kaptan Cousteau’yu şaşırtan bu durum, denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kur’an’da on dört asır önceden şu ayet-i kerime ile beyan buyrulmuştur: “İki denizi birbirlerine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.” (Rahman Suresi 19-20)
Yeryüzündeki bir başka su engeli türü de, tatlı su nehirlerinin denize döküldükleri haliç ve deltalarda görülür. Hem üst, hem dip akıntılarıyla birbirlerine karışması son derece mümkün olan nehirler, denizlere döküldükleri noktalardan asla tuzlu su ile karışmazlar. Eğer Allah bu iki su arasına karışmama kanunu koymasaydı, yeryüzündeki tatlı su nehirleri tuzlu deniz suyu ile karışır içlerindeki ve çevrelerindeki canlılarla birlikte yok olup giderdi.
Kur’an bu tatlı ve tuzlu suların karışmaması mucizesine bir başka ayetiyle de şöyle dikkat çekmektedir:
“İki denizi birbirine salıveren de O’dur. İşte şu susuzluğu gideren tatlı bir su, diğeri de tuzlu ve acı bir sudur. Aralarına ise, Allah, birbirlerinin sınırlarını aşmaktan alıkoyan bir engel koymuştur.” (Furkan:53)
Evet, hem denizlerin birbirine karışmaması hem de tatlı su nehirlerinin denizlere karışmaması Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu gösterdiği gibi, bu hadisenin 1400 sene önce Kur’an’da ifade edilmesi de Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu ispat etmektedir.
Zira bu bilgiyi o asırda yaşayan bir insanın keşfine dayandırmak mümkün olmadığı gibi, o asırda yaşayan tüm insanların keşfine dayandırmak da mümkün değildir. On dört asır önce bir insanın tek başına, bilimin ancak bu asırda keşfedebildiği bu hakikati keşfetmesi ve bunu yazması imkansızdır.”
Kur’an-ı Kerim’de denizlerle ilgili, denizcilikle ilgili 49 ayet-i kerime vardır.
Cousteau’yu hayrete düşüren ve Müslüman olmasını sağlayan ayete benzer başka ayetler de vardır.
Yine; Fatır Suresinin 12. ayetinde; “iki deniz birbirinin aynı olamaz. Birinin (suyunun) tadı güzel, çok hafif, içimi kolaydır. Diğerinin (suyu) ise tuzlu kekredir. Her birinden taptaze et (çıkarıp) yersiniz ve takıp süsleneceğiniz ziynet eşyası çıkarırsınız” buyruluyor.
Başka bir ayette : “O iki denizden de inciler ve mercan çıkar” (Rahman Suresi 22) buyrulmaktadır.
İbrahim Suresinin 32. ayetinde gemilerden, Nahl Suresinin 14. ayetinde denizlerin insanların hizmetine sunulmasından, Lokman Suresi’nin 31. ayetinde yine gemilerin denizde yüzmesinden bahsedilmektedir.
Tıpkı denizlerden bahsedildiği gibi yeryüzündeki oluşumlarla ilgili ayetler Kur’an-ı Kerim’in değişik ayetlerine serpiştirilmiştir.
Modern ilimlerle meşgul olanlar Kur’an-ı Kerimdeki kainatın yaratılışı, göklerin ve yerin yaratılışı, jeoloji, fizik, biyoloji, hayvan toplulukları, insanların yaratılışı ve üremesi ile ilgili ayetleri görünce Kaptan Coustea gibi İslam’ la müşerref olmaktadırlar.
Hoşça kalınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir